MODAYA YÖN VEREN GÜÇLÜ KADINLAR

Coco Chanel
Moda deyince aklımıza ilk gelen isim Gabrielle Bonheur “Coco” Chanel. Küçük bir şapka dükkânından dünyanın en iyi markalarından Chanel’i kurdu. 1900’lü yılların başında erkek kıyafetlerinden esinlenerek pantolon giyen aynı zamanda korseden kurtulmuş modern kadın imajıyla devrim yarattı. Her kadının kurtarıcısı olan siyah elbisenin yas törenleri dışında giyilmesini de sağladı. 1920’li yıllarda Chanel yepyeni bir kadın tipi yarattı. Yarattığı, maskülen özellikleri ağırlıkta olan rahat ve erkeksi bir kadındı. Tasarım hayatına abartılı şapkalar takan kadınlara daha opsiyonel ama abartısız şapkalar üreterek başlaması ve devam eden süreçte bir dünya markası olması her daim benimsediği “sadelik” kavramı sayesindedir. Chanel,Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üniformalarını da tasarlamış bir modacıdır. Time Dergisi tarafından “Yüzyılın En Önemli 100 İsmi” arasında gösterilmiş, efsane ve ölümsüz olmayı başarmıştır.

Elsa Schiaparelli
1930’larda modaya sürrealist, cesur ve farklı bir soluk getirerek, Coco Chanel’in âdeta rakibi oldu. 30’lu ve 40’lı yıllarda, verevine kumaş kesimini keşfetti ve asla vazgeçemediğimiz vücudu saran elbiselerle gece elbiselerine ayrı bir form kazandırdı. 80’lerin popüler detayı vatkaları bir aksesuar hâline getiren de kendisi. Neon renkli giysilerin giyilebileceğini de tüm dünyaya gösteren yine Elsa Schiaparelli. İlk kez temalı defile düzenleyerek, tüvit malzemeden gece kıyafeti, suya dayanıklı taftadan yağmurluk, kuzu pirzola şeklinde şapkalar tasarladı ve doğadaki tüm canlılardan ilham alarak tasarımlarını oluşturduğunu herkese göstermiş oldu. O kadar başarılıydı ki Yves Saint Laurent, John Galliano ve JP Gaultier ondan esinlendiklerini itiraf ettiler.

Diane Vreeland
Kendine özgü sıraadışı fikirleri ile tanınan bir isim. Kariyerine 1936’da Harper’s Bazaar dergisinde moda editörü olarak başlayan ve aynı dönemde kadınlara vermek istediği tüm moda bilgisini bir soru ile başlatarak ; “Why Don’t You?” (Neden yapmıyorsun? ) artık bir fenomen olmuştu. Herkes onun fikirlerini merak ediyor ve alternatif yaklaşımlarını takip etmek istiyordu. 1963 yılında New York’ta bulunan Vogue dergisinin yayın yönetmeni olduğunda kalıpların dışına çıkma fikrinin yayılması için temeller attı. Vreeland orjinalliği ile birçok tasarımcıya ve sanatçıya öncülük ederek onların “Moda İmparatoriçesi” haline geldi. New York The Costume Institute of The Metropolitan Museum of Art’ın danışmanı olduğunda ilerlemiş yaşına rağmen gelmiş geçmiş en etkileyici moda editörü olarak anılmaya başladı. Modanın gelip geçici olduğuna inanan Vreeland, şıklığın doğuştan geldiğine ve doğru parçaları yakalamak için algının her zaman açık olması gerektiğine inanan nadir yeteneklerden biri olarak kaldı.
Anna Piaggi
Renkli kişiliği, tarzı açısından moda ve sanat denildiğinde akla ilk gelen isimlerindendir. Hayat enerjisini önce kendi tarzı üstünde daha sonra da etrafa göstererek “stil ikonu” haline geldi. Ayrıca hayalleri olan bir çok genç modacıya ve sanatçıya destek vererek insanların “iyilik meleği” haline gelmiştir. Yaptığı bir röportajda “Hayatım boyunca nasıl istersem öyle giyindim, modayı her zaman yakından takip ederdim ancak, her zaman modaya bağlı kalmanın doğru olmadığını savunan bir insan oldum. Ben renkli kişiliğim ve kıyafetlerimde kimsenin beni yadırgamasına izin vermeden yaşayan bir tarza sahip oldum, beni eleştirenlerin önce kendilerine bakmalarını sağlayarak aslında kim olduklarını, üzerlerindeki parçaları nasıl taşıdıklarını değerlendirmelerini sağladım. Durup düşünmek her zaman önemlidir ancak, asıl önemli olan ne istediğini bilmektir, ben biliyordum ve moda dünyasının ‘en’leri arasında gösteriliyorum ” Söylediğini birebir uygulayıp, arkasında binlerce modacıya ilham olacak tasarımlar, bilgiler ve sözler bırakarak hayata gözlerini yumdu.
Susan Sontag
Moda dünyasının en provaktif isimleri arasında yer alan amerikalı tasarımcılarındandır. 1964 yılında “Notes on Camp” adlı denemesiyle eşcinsel estetiği ele alan ve bu denemesiyle kültürler arası uçurumun aslında var olmadığını iddia etmiştir. Tasarımcılığın yanısıra fotoğrafçılık ve yazarlık konusunda da oldukça başarılı çalışmalar yapan Sontag, “On Photography” kitabıyla fotoğrafın kalıcılığının ne kadar değerli olduğunu vurgulamıştır. Sontag’ın farklı kültürler ile etkileşim içinde olduğu fikirleri de hala birçok kitleyi etkilemeye devam ediyor. Sontag’a itafen Louis Vuitton İlkbahar-Yaz 2011 defilesi sunumunda davetlilerin oturma yerlerine Sontag’ın en etkin cümlelerinden birinin yazılı olduğu kağıtlar bırakıldı. “ Bayağı zevkle sıkıntı arasındaki ilişkiye fazla değer biçilmemeli”.

